Yeter Artık

04/10/2009

Sessizlik – Bekir Coşkun

Filed under: akp,faşizm,Türkiye — yeterartikwp @ 14:49

1 Ekim 2009

Bir sessizlik var…
Hani cıvıl cıvıl kuş sesleriyle çınlayan ormanda, bir silah patlamasıyla başlayan
ani sessizlik gibi…
Bir korku hali…
Bir sinme…
Bir suskunluk…

Sesler kesildi.
En sivri dilliler ortadan yok oldular.
Sivil toplum örgütlerinin önderleri sıvıştılar
Televizyonlarda aykırı haber yok.
Yeni yayın dönemleri açıklanıyor, yorumcular tekdüze, tartışmacılar aynı fikirde…
Gazetelerin man/etlerinde sudan haberler…
Akademisyenler, en heyecanl, aydınlar, muhalefet, siviller, askerler içlerine kapandılar…
Orman sessizle!ti…
Sustu kuşlar…

Bence İstiklal Marşı’mızın
“Korkma…” diye başlaması öyle boşuna değildi.
Telefonda bile konu/maya korkuyor, bir teki dahi dünyaya bedel kahraman
Türk…
Diyelim ki otomobil sohbeti yapanlar bir anda “Ben bu hükümeti de beğenirim doğrusu…” diyorlar durup dururken…
Ve kaporta-boyanın “hükümeti beğenmekle” ne alakası olduğunu düşünürken, içinize telefonun dinlendiği şüphesi düşüyor ve kaportayı-boyayı bırakıp siz de başlıyorsunuz:
“Daha ne yapsın adam?..”

Eğer insanlar; telefonlarının dinlendiği, yatak odalarına kadar girildiği, her an izlendikleri duygusuna kapılmışlarsa… Başlarına bir anda kötü şeylerin geleceğini hissediyorlarsa…
Bu nedenle düşündüklerini
söylemekten, ağızlarını açmaktan korkuyorlarsa…
Dünyanın her yerinde bunun tek ad, vardır:
Faşizm…

Kaynak

29/09/2009

Öksüz bir hastalık ve AKP’nin Kahperengi Devrimi

Filed under: akp,Türkiye — yeterartikwp @ 23:47

Kaynak
Kıymet Nadir Bindebir

Atatürk nasıl devrim yaptıysa AKP de öyle devrim yapmak istiyormuş. Haddini bilmemek suç değildir, legaldir, müeyyidesi yoktur. Bunu diyen kültürümün bakanı suç işlememiştir de, kiminle idrar yarıştıracağı hususunda yanlış bir seçim yapmıştır.


AKP’nin sadece sağlık konusunda yaptığı devrimlere (!) bir göz atıverelim;

“Türkiye dünya devlerinin bilmemne üssü oluyor” haberlerine boşverin. Türkiye organ mafyasının ana üssü oluyor.

Batı’da, organ bağışı yüzde 30 civarındadır. İsrail’de dini inanç nedeniyle bu oran yüzde 4’e düşer. Organa ihtiyaçları var.

2009 Nisan ayında İstanbul’da, İsrailli, organ kaçakçısı bir kasap-doktor yakalandı; Zaki Shapira. Bu haber, İsrail basınında bomba gibi patladı.

Kudüs Üniversitesi Hastanesi’nden Michael Friedlaender, Türkiye ile İsrail arasında kurulan “organ köprüsü” konusunda: “Her hafta Türkiye’ye böbrek nakli için giden bir uçak kalkıyor. 300 hastam ameliyat oldu. Bu insanlar önceleri Irak’a giderdi. Artık Türkiye’ye gidiyorlar.” dedi.

2003 yılından bu yana kaybolan çocuklarımızın sayısındaki müthiş patlama malûmunuzdur. Organ çetelerinin eline geçip geçmedikleri bilinmiyor. Bilinen şu ki; çocuklardan alınan organ daha uzun süre dayanıyor ve doğal olarak daha sağlıklı.

Türkiye; AKP döneminde, ilaç şirketlerinin ucuza insan-kobay temin ettiği, 20 yaşında gençleri 200 Lira karşılığında denek olarak kullandığı, en yeni ilaçların ilk kez denendiği laboratuar haline geldi (sadrazam Recep Efendi’nin “En az üç çocuk yapın” tavsiyesinin altında, organ / denek tarlasına malzeme tedariki ve yaşlıların bakımını çocuklarına yıkma arzusu yoksa, ben de birşey bilmiyorum Aziz and Azize okur).  9 yıl önce 24 kişi olan denek sayısı bugün 12 bin.

Tıbbi bakım, parası olana satılacak ticari bir mal değil herkese eşit olarak dağıtılması gereken bir haktır. Fakat, bir ülkede sağlık sisteminin işleyişi, o ülkenin ulusal değerleriyle halkının karakterine göre de şekillenir.

Devletin görevi, halka ahlâki bir taahhütte bulunarak, herkesin yaşama hakkını garanti altına almak, herkese sağlık hizmeti sunmaktır.

Her konuda cehaletinin ve ahlâk yoksunluğunun derecesini bildiğimiz, tüm ulusal değerlerimizi paspas etmiş, Bursa’da acil yardım servislerini bile özelleştirip satmış  AKP hükümetinin, ‘herkese sağlık hizmeti’ gibi ahlâki bir taahhütte bulunması beklenemez.

Tarikatlar ve tarikat medyası eliyle şekillendirilen halkımız, bundan böyle yeşil kartlının dahi katkı payı ödeyeceği, parası olmayana özel hastane kapılarının kapanacağı bir sisteme mahkûmdur.

AKP’nin sağlık konusunda hiç mi olumlu icraatı, devrimi (!) yoktur?

Vardır!

Mesela; emekliler için Antalya’da sağlık köyleri kurdu.

Kamuya ait termal tesisleri bile kaplıca tedavisi, fizik tedavi, rehabilitasyon vs için yaşlıların hizmetine soktu.

Kimin mi? Her yıl Norveç’ten gelecek 25 bin, Almanya’dan gelecek 1 buçuk milyon yaşlının, hastanın.

Sağlıkta Dönüşüm deyip Türk vatandaşına termal tedaviyi kısıtladı amma, hakkını teslim etmek lazım, Norveçli ve Alman hastalar için AKP sağlıkta gerçekten devrim yaptı.

AKP dönemi öyle öksüz kaldığımız bir dönem ki; çocuk sahipsiz, gencin yüzde 32’si işsiz,

Yaşlılar ödeme güçlüğü yüzünden huzurevlerinden atılıveriyor,

Hasta parasızlıktan tedavi olamıyor, ilacını alamıyor,

Emeklinin ömrü ucuz halk ekmek kuyruklarında tükeniyor,

esnaf, memur, işçi, aydın, her kesimden insan, tarikatlara kapılanmamışsa eğer, kendisini sahipsiz, öksüz hissediyor.

Bu öksüz dönemde bir de hastalığın ‘öksüz’üne yakalanmışsan halin yaman.

ALS (Amiyotrofik Lateral Skleroz) öksüz bir hastalık. Stephen Hawking en ünlü ALS hastası. Seyrek görülen hastalık olduğundan ilaç şirketleri tedavi araştırmasına yatırım yapmıyorlar. Öksüz hastalık denmesi bundan.

Hayatta kalabilmeleri, akülü tekerlekli sandalyeye, cihazlara bağlı.

ALS hastası dostum Dr. Alper Kaya, cihazlara bağlı nefes almayı bakın nasıl anlatmış;

“Kulağımda güç kaynağının sinyal sesi, gözlerimin önünde kasvetli bir hava, aklımda elektrik kesintisinin ne kadar süreceği vardı. En son elektrik kesildiğinde güç kaynağım 3 saat idare etmişti. Üç saatin sonunda akülerim imdat sinyalini verdiğinde nasıl olduysa elektrik gelmişti. Kafamda düşünceler… Bu kez elektrik üç saatte gelir mi? Akülerimi uzun zamandır değiştirmedim. Keşke paraya kıyıp 8 tane akü alsaydım. Ventilatör dursa da kendim 1-1 buçuk saat nefes alabilirim ama ya bronş sekresyonu olursa? Asansör de çalışmıyor. 112 acil servisi şimdiden arasam mı? Yoksa fazla mı vesvese yapıyorum?”{₁}

ALS hastalarının kullanmak zorunda olduğu akülü sandalyenin fiyatı 5 bin YTL’den başlıyor. Sağlığımın bakanlığı bunun sadece bin 700 YTL’sini ödüyor. Oysa 10 bin, 20 bin Liralık akülü sandalye, ALS hastasının hayatta kalma şansını büyük oranda artırıyor.

İhtiyaçları bu akülü sandalyeyle bitmiyor elbet. Başka cihazlara da gereksinim duyuyorlar. Fakat Norveçli ya da Alman olmadıkları için sağlığımın bakanlığından ayrıcalıklı bir muamele göremiyorlar.

Akülü sandalyeyi alamayacak durumda olanlar için aralarında para toplayıp, dayanışarak birbirlerini yaşatmaya çalışıyorlar.

Ölüme ve paraya tapınan, hukuk tanımayan, sadece allaha hesap vermesi gerektiğini düşünen moron zihniyet tarafından yönetildiğimiz sürece, üzerimizde devletin koruyucu kanatları yok. Hepimiz öksüzüz. Ama ALS hastaları hepimizden daha öksüz.

Sağlık alanında yaptığı devrimler (!) arasında;

Açık Öğretim mezunu, doktor dahi olmayan bir adamı ayda 5 bin Dolar maaşla Kuş Gribi Koordinatörü (ne demekse) atamak,

Sigara içen vatandaşın cebinden pakedi çıkartıp “İçme şu zıkkımı” demek olan AKP devrim yapıyorsa, adına Kahperengi Devrim denilsin.

AKPliler ve TBMM’de olmaması gereken bazı gruplar, kendilerini halktan farklı ve üstün sanmakta o kadar ileri gittiler ki; “TBMM üyelerinin organ nakline ihtiyaç duyması halinde, doku uyuşması tesbit edilen vatandaşın her türlü organı, rızasına gerek kalmadan alınır ve TBMM üyesine nakledilir” içerikli bir yasa tasarısıyla karşımıza çıkarlarsa şaşırmayacağım.

ALS gruplarına ait linkleri aşağıda verdim. Sağlığımın Bakanlığı belki bir göz atar da, bu insanların kendi ülkelerinde, neden Norveçli, Alman hastalar kadar ihtimam göremediğini açıklar.

TBMM’nin sağlık harcamalarının neden sürekli artış gösterdiğini “Çok çalışıyorlar da ondan çok hastalanıyorlar” diye açıklayan makamlar, bakımları tamamen ailelerinin üzerinde olan ALS hastalarının akülü sandalye bedelinin  neden tamamının ödenmediğine de açıklama getirirler herhalde.

Kıymet Nadir Bindebir prostat olmuş

Demek öyle Aziz and Azize okur!

Demek bunca yıl ve resimden sonra “Kıymet Nadir prostat olmuş” deseler inanacaksınız. Siz bilirsiniz.

Bagimsizgundem.com da da yazmaya başladım. KONUK YAZARLAR bölümünde Hamdullah Efendi’nin Amerika Sergüzeşti yazıma da beklerim.

{₁} http://www.als.org.tr/yazar.asp?yaziID=110

http://picasaweb.google.com/turkals/21HaziranDunyaALSMNHGunuIstanbul09#

http://www.facebook.com/group.php?gid=6360237054

13/09/2009

Seyyar hoca Kıymet Nadir Bindebir’den faideli fetvalar

Filed under: akp,Türkiye — yeterartikwp @ 13:37

Kaynak

Malûmunuz, geçende fetva makamına ‘Makattan lavman yapılırsa oruç bozulur mu (hojam)?’ suâli tevcih edilmişti.

Bendenizde bu derin mevzunun ‘Bağırsakların emeceği su miktarına bağlıdır’ şeklinde muğlâk bir izâhatla geçiştirildiği kanaatı hâsıl olunca, niyet ettim niyet eyledim güncel mevzularda ehl-i müselmânı tenvir edecek fetvalar neşretmeye.

Niyet habis ise de lisan selimdir. Ailecek okunabilir.

-Validebağ Devlet Hastanesi’nin arazisini (rant için) satıp, geceyarısı yatan hastayı apar topar taburcu etmek, serum şişesi takılı vaziyette evine göndermek orucu bozan hallerden değildir.

Lâkin, protesto eden hasta yakınlarından yüzünüze tüküren olursa ve bu tükürük ağız ya da burun deliklerinizden içeri girerse orucu sakatlar. Bu hususa dikkat etmek lâzım gelir.

-Yandaşlarına rant sağlamak, arazi açmak için Kaz Dağları Milli Parkında 180 hektar ormanda onbinlerce ağacı yaktırmak, yine arazi rantı için köprü yapmaya kalkıp İstanbul’da 50 bin ağacın kesilmesi talimatını vermek orucu bozan hallerden değildir.

Kibriti çakanın orucu bozulursa da azmettirene müeyyidesi yoktur. Lâkin, yangının dumanı genzinizi yakacak kadar içinize kaçarsa orucu sakatlar. Orman yakılabilir fakat dumanı içeri çekmemek lâzım gelir.

-Resmi evrak-form vs doldururken MESLEK hanesine Tarikat Şeyhi yazmak orucu sakatlayan ya da bozan hallerden değildir. Bunda yalan yoktur. Tarikat Şeyhi olarak hayatını namusuyla (!) kazanan yüzlerce insanımız vardır. Lâkin, şeyhin orucu, üzerinde kuluçkaya yattığı altınların, paraların vergisini vermeye kalkarsa bozulur.

O takdirde, kefâret gerekir. Yani 60 gün oruç  artı 1 gün kazası tutulur. En sevilen sahabenin ruhuna mevlit okutulur (www.ensevdigimsahabe.com).

-Yedi yıldızlı oteller kurup ‘Bu parayı nereden buldun’ diye soranlara ‘Halıcıda tezgâhtarlık yaptım’ diye açıklamak orucu bozmaz. Bir gün bile halıcıda tezgâhtarlık yapılmış olsa kâfidir. Yalan olmaz. Allah herşeye kadirdir.  ‘Yürrrrüü!’ diyeceği kulunun karşısına Rus mafyasını bile çıkartıp zenginleşmesine vesile edebilir.

Lâkin, aynı şahıs “Güneyde ‘her şey dahil’ sistemiyle çalışan otellerin yüzde 90’ı içkinin içine katkı maddesi koyuyor, müşteriye sahte içki içiriyor” diye ihbar edip, siyasetçilere ülke çapında sahte içki yakalama operasyonları düzenletirse orucu sakatlanır.

Hele ki; Antalya’da yapılan denetimlerde 5 bin 111 şişe sahte içkinin 2 bin 270’i halıcılıktan (!) zengin ihbarcının Beldibi, Tekirova, Belek’teki yedi yıldızlı otellerinde yakalanmışsa orucu bozulur.

Telafisi için kefâret yetmez. Bir yıl boyunca, her ay 50 ‘akşamcı’yı otellerinin 5000 dolarlık odalarında ‘herşey dahil-bedava’ misafir etmesi lâzım gelir. Ol otel sahibinin (ki adını ve otellerinde tatil yapan nitelikli dolandırıcılık çetesini her daim meymenetle zikretmeliyizdir) iftarda orucunu içkiden kazandığı parayla açması câizdir. Lâkin, hurmayı o parayla almasın. Hurma için helâl süt emmiş birinden borç alsın.

-Bakanlar Kurulu (*) kararıyla;

‘(30.11.2009 tarihine kadar geçerli olmak üzere, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (II) sayılı listede yer alan) 18 gros tonilatoyu geçmeyen yolcu ve gezinti gemileri, yatlar ve diğer eğlence ve spor tekneleri; kürekli kayıklar ve kanolara uygulanacak özel tüketim vergisi oranını  yüzde 6,7’den yüzde 0 (sıfır)’a indirmek,

Yine, ‘(30.11.2009 tarihine kadar geçerli olmak üzere) 18 gros tonilatoyu geçmeyen yolcu ve gezinti gemileri, yatlar ve diğer eğlence ve spor tekneleri; kürekli kayıklar ve kanoların tesliminde yüzde 18 olan KDV oranını yüzde 1’e indirmek orucu bozan hallerden değildir.

Yat, gemicik, tekne vs almak isteyen takva sahibi müminleri kollamak câizdir. Lâkin, o yatlarla teknelerle gezinirken sâhildeki bikinili kadınlara nazar eylemek orucu sakatlar. Ağıza,  buruna deniz suyu kaçırılmamalıdır. Tuzlu su orucu bozar, hem kazâ hem kefâret lazım gelir.

-‘Makattan lavman yapılırsa oruç bozulur mu?’ sualine gelince;

Bakınız geçen gün AKP Genel Başkanı muhterem ikaz ettiler; “Gençlerimizde sulu – kuru her türlü kötü alışkanlık var” buyurdular.

Burada zikrettikleri kötü alışkanlıkların sulusu lavman, kurusu kolonoskopidir.  O cihetle, lavman ya da kolonoskopi sırasına zevk alınıyorsa, nefis kabarması hûsûle geliyorsa orucu bozar.  Gûsül abdesti almak lâzı…

Nee? Sulu-kuru o değil mi?

Nasıl yani?

E ben şimdi yanlış mı anladım muhteremi?

Yani makatımla mı dinlemiş oluyorum  bu zâtın konuşmalarını?

Yapmayın yaa!!

Tuh be!!

Şu İncirlik’te misafir (?!) edilecek 100 bin Amerikan askerinin ‘açılım’la bağlantısı var mıdır anlatırsa doğru organımla dinleyeyim bari.

(*) 22 Temmuz tarihli, 27327 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2009/15315 sayılı Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve Katma Değer Vergisi (KDV) indirimlerini içeren Bakanlar Kurulu kararı.

05/05/2009

Gerçekten Aklım Almıyor – Emre Kongar

Filed under: akp,ergenekon — yeterartikwp @ 17:18

Kaynak

Öyle bir ülke düşünün ki:

30 yıldır terörle mücadele ediyor…

Binlerce şehit ve gazi veriyor…

Ama terörle mücadele edenler içerde…

Teröristlerin, itirafçıların, yurtdışında yaşayan katillerin iddiaları manşetlerde…

***

Öyle bir ülke düşünün ki:

Yüz yıldır eğitim atılımı yapmaya çalışıyor…

Ama üniversite kuranlar, rektörler, profesörler içerde…

Eğitime adanmış sivil toplum kuruluşları sorumluları içerde…

Ama bunlar hakkındaki yargısız infaz kararları manşetlerde…

***

Öyle bir ülke düşünün ki:

Anayasa Mahkemesi’nin on bir üyesinin on tanesinin kararıyla ülkeyi yöneten parti “laiklik karşıtı eylem ve söylemlerin odağı” olarak hüküm giymiş ve ceza almış…

Ve Anayasa Mahkemesi Başkanvekili, bu partinin iktidarı tarafından şüpheli olarak takip ediliyor, dinleniyor…

***

Öyle bir ülke düşünün ki:

Anayasasında “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” yazıyor…

Ama barolar, akademisyenler hukuk devletinin korunması için bildiri yayımlamak zorunda kalıyor…

***

Öyle bir ülke düşünün ki:

Bütün devlet görevlileri arasında sadece savcılarını “Cumhuriyet Savcısı” diye nitelemiş…

Ama Anayasa Mahkemesi Başkanı hukuk devleti ihlalleri konusunda savcıları göreve çağırmak zorunda kalıyor…

Ve Anayasa Mahkemesi Başkanvekili kendine yapılanları “iğrenç, sinsice ve kalleşçe” olarak niteliyor…

***

Öyle bir ülke düşünün ki:

Anayasasında bireyin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu yazıyor…

Ama bireyin en temel hakkı olan özel yaşamın gizliliği kamu görevlileri tarafından ihlal ediliyor…

Ve özel telefon konuşmalarının tutanakları, kişilerarası sohbetlerin ortam dinlemeleri manşetlerde dolaşıyor…

***

Öyle bir ülke düşünün ki:

Uluslararası dolandırıcılıktan hüküm giymiş olanları ve bunların suç ortağı olduğu iddia edilenleri soruşturmuyor…

Ama meşru zeminde iktidara siyasal alternatif arayanları şüpheli sayıyor, hatta içeri atıyor…

***

Öyle bir ülke düşünün ki:

Köylüsü de kentlisi de, lise mezunu da İmam Hatiplisi de başbakan, cumhurbaşkanı olabiliyor…

Ama iktidara gelenler demokrasiyi ve hukuku sadece kendileri için istiyor…

***

Öyle bir ülke düşünün ki:

Sorunlar çözülmüyor, tam tersine sürekli ağırlaşıyor…

Ama hem kendi anayasasını ihlal ediyor…

Hem en değerli evlatlarını yiyor…

Hem de medyanın önemli bir bölümü bütün bunlara alkış tutuyor…

***

Bu ülke benim ülkem olabilir mi?

Bu ülke Türkiye Cumhuriyeti olabilir mi?

Gerçekten aklım almıyor!

26/04/2009

Liseli kızlara “koca” telaşı!

Filed under: akp,Türkiye — yeterartikwp @ 15:33
Tags:
Ruhat Mengi
Yazara ulaşmak için : rmengi@gazetevatan.com
Increase text size

Bu işler önce din eksenli kutuplaşmalar, sonra toplumun ikiye bölünüp çatıştırılması, radikal dinci-İslâmcı (din devleti isteyen) yönetimlerin devleti ele geçirmesi ve devletle toplumun önemli kurumlarını dönüştürmesi, arkadan da toplumsal ve kişisel yaşam kurallarının dönüştürülmesi ile “adım adım” yürüyor.

Her Müslüman veya “Müslüman çoğunluklu” ülkede (eğer devrimle, ihtilalle yapılmamışsa, krallık/diktatörlükle yönetilmiyorsa, özellikle de göstermelik bir “demokrasi”ye sahipse) İslâm devletine, şeriat kurallarıyla yaşama böyle geçiliyor.

Kısa süre önce Amerika’daki gelişmeleri yerinde takip eden, iyi bilen Mehmet Ali Bayar’ın: “ABD ‘ılımlı’ denilen Pakistan’ın da Taliban’ın eline geçmek üzere olduğunu görünce Türkiye için telaşlanmaya başladı zira Türkiye şu anda dünyada laik-demokratik yönetime sahip, şeriata kaymamış tek Müslüman ülke olarak kaldı” sözlerini yazmıştım.

Bugünün haberi: Pakistan’da tüyleri ürperten Taliban gerçeği… Aşırı dinci örgüt neredeyse ülkenin tamamını kontrol altına aldı. Taliban, kararlılığını “ABD onbinlerce kilometre uzaktan gelip kadın askerleriyle bizi mi korkutacak” açıklamasıyla gösterirken Amerika “Taliban’ın nükleer silaha sahip Pakistan hükümetini ele geçirmesi”nin korkusu içinde…

İşte ABD’nin Afganistan’da kendi başlattığı oyun kısa sürede böyle küresel tehlike yaratacak boyuta gelebiliyor ve “ılımlı İslâm” denilen ülkelerin şeriatçı terör örgütlerinin eline geçmesi hiç de zor olmuyor.

Kilit nokta; “adımların başlatılması”… Bir kez başladı mı, hep kadınlar üzerinden, mümkün olduğunca çok kadını türbana-çarşafa sokarak, küçücük kız çocuklarını bile kadın sınıfına alarak köktendinci, gerici akımın yürürlüğe konması gerçekleştirilebiliyor. Daha sonra da ele geçirilen özel ve devlet kurumları ile yaygınlaştırılması ve toplumun “şiddet” yöntemiyle korkutulup sindirilmesi geliyor.

İkinci adım ise mevcut devlet gücünü “her fırsatı aleyhine kullanarak” tüm birimleriyle zayıflatma oluyor ki bunu da birçok ülkede “aydın” desteğiyle kolayca sağladıkları deneyimlerle sabittir. (Bugün bizde de birçok gazeteye, TV’ye baktığınızda gözlerinize inanamadığınız, tüm gerçekleri saptıran konuşmalar, açıklamalar görebilirsiniz.)

Türkiye’de dikkatler başka konulara çekilir, millete adeta çelik-çomak oynatılırken gözden kaçan hızlı bir değişim yaşanmakta. Bu değişimin, birtakım akademisyenlerin dediği gibi “Müslüman kimliğimizle barışmak”la filan ilgisi yok. Türk toplumu bu iktidar gelene kadar dinine küsmüştü de şimdi mi barıştı veya din, ibadet şimdi mi aklımıza geldi? Saçmalığın daniskasından, milleti budala yerine koymaktan başka bir şey değildir bu tür yorumlar ve zaten yapanların da “iktidarı takdir eden, destekleyen” akademisyenler olduğu bilinmektedir.

MİNİK KADINLAR!

Olay tamamen çocuk ve kadınlardan başlayarak toplumun “anlayışını, bakış açısını” değiştirmektir. 23 Nisan’da (birden fazla okulda) türbanlı kıyafet giydirilen anaokulu öğrencileri vardı ki bu da artık nadir rastlanan bir durum değil. Eskiden genç kızlar aile, ağabey/baba zoruyla tesettüre sokulurken şimdi “baskıyla yapılıyor” denmesin diye tesettür yaşını 6-7 yaşa indirdiler, bu görüntüler de normal sayılır oldu.

Kur’an’da “küçük kız çocukları da kadın sayılsın, çocuklara başörtüsü, türban takılsın” diye bir ifade mi var?

Tecavüz olaylarına bakın; önce evlenme yaşını 15’e indirmeye çalıştılar ki 15 yaşındaki kızlar “yetişkin” sınıfına girsin, cezalar azalsın, bu olmayınca “ruh sağlığı” saçmalığının arkasına sığınır oldular. Ve son haber; “Çanakkale’de tam 37 kişi 14 yaşında kız çocuğa tecavüz etti”…

Yaptırımı ortadan kaldırarak bu ahlaksızlığa, vahşete imkan yaratanların amacı ne?

Dün de Milli Eğitim Bakanlığı’nın Lise ve Ortaokullar Yönetmeliği’nde lise öğrencilerinin nişanlanmasına izin veren kararı gazetelerde “Öğretmenim beni kocaya gönder” esprileriyle yer aldı.

Eğitimde bu kadar geri kalmış, bin eksiği olan bir ülkede kala kala liseli kızların nişanı, evlenmesi mi eksik kalmıştı ki acele (uzmanlar “çocukları ve aileleri özendirici olur” derken) bunu değiştirdiler?

Bütün mesele önce 15 yaşındaki çocuklara “kadın gözüyle bakılmasını”, sonra da okulu bitirir bitirmez evlenip eve kapanmalarını, AKP’nin (vitrinler dışında neredeyse) tüm bakan ve milletvekili eşleri gibi çalışmamalarını sağlamaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararı imzalanan uluslararası sözleşmelere de, Medeni Kanun’a da aykırıdır.

Ülkedeki değişimlere sessiz kalan sivil toplum kuruluşları ve toplumun kendisi, gerçeği fark ettiklerinde çok geç olacak.

Bakın daha neler duyacaksınız!

16/04/2009

Cahil Bırakacaksın ki Koyun gibi İtaat Etsin

Filed under: akp,ergenekon — yeterartikwp @ 22:56

Hem doğuya ne yardım(hükümetin oy için dağıttığı sadakalar ya da beyaz eşyalar değil) edeceksin ne  yatırım yapacaksın, ne de eğitim götürüp fırsat eşitliği sağlayıp bilinçlenmelerini sağlayacaksın, hem de Türkan Saylan gibi Tijen Mergen gibi onlarca neferi, 28 kız öğrenci yurdu, 10 ilköğretim okulu yapılmasını, 7 binden fazla kız öğrenciye burs verilmesini sağlayan gerçek yurt severleri haklarında suçlama olmadan gözaltına alacaksın, bastırıp sindirmeye çalışacaksın. Bu mudur ülkeyi sevmek, halkını sevmek, halkına hizmet etmek. Bu mudur 2yıldır süren soruşturmanın yapacağı katkı, bu mudur adalet anlayışın.

Eğitimsiz köleler olarak bırakılmak isteniyoruz ki ne derlerse başkaldırmadan itaat edelim, önümüze gelen her değerimizi itirazsız satalım, piyasayı dış bağımlının kralı haline getirelim gıkımız çıkmadan.

Kızlarımız eğitimsiz kalsın ki itirazsız 12-13 yaşında daha çocukken bir mal gibi satılsın, evlendirilsin, silinip gitsin ve biz böylece en hakiki müslüman olalım, bu mudur???

Her gün 10bin kişi işsiz kalıyor, cinayetler hırsızlıklar artıyor hala mı göremiyoruz dine olan bağlılığımızı sömürerek başımıza gelenlerin bizi içine attığı pisliği, bizi nerelere sürüklediğini.

Alttan alttan ziyaretler, maçlar, geziler derken ermenistan kapısı açılıyor haberimiz var mı. Bu ülke bu kadar mı aciz oldu da diyaspora diye bir uydurma ile bizi nefret edilen ülke haline getiren bir topluluk ile el sıkışır, sınır kapısı açar olduk. Madem bir çözüm aranıyor neden yapmadığımız bir şeyden(soykırım) suçlanan biz fedakarlık yapıyoruz da onlar iddialarını bırakın geri çekmek tarihçilerle birlikte masaya bile yatırmaktan kaçıyor?

Son bir soru herkese, neden 2 yıldır soruşturma kapsamında bir tek bile hükümet yanlısı bir kişi, bir grup ya da bir tek tarikat mensubu bir kişi gözaltına alınmadı da sürekli Atatürkçülüğü benimseyen, hükümeti eleştirenler gözaltında?

Herkesin artık düşünmesi-uyanması lazım, özellikle hükümeti destekleyen kişilerin düşünmesi lazım çünkü bu devlet çökerse hepimiz onunla birlikte biteriz… Ve asla unutulmamalıdır ki bugün bağımsız bir ülkede yaşıyorsak bunun yegane sebebi Atatürk’tür(gerçi son yıllarda dışa bağımlı olmadan ne yapabildik-yapabiliyoruz ki???)

30/03/2009

Başkentte Böyleyse…

Filed under: akp,kadrolaşma,seçim — yeterartikwp @ 11:13

Yenimahalle İlçe Seçim Kurulu’nun bulunduğu Sarar İlköğretim Okulu’nun önünde bekleyen CHP’liler belediyeye ait resmi plakalı 06 AV 7661 araçta oy pusulalarının bulunduğu üç çuvalın getirildiğini gördüler. Bir grup, “Sahte oy getiriyorlar”, bir grup da “İçerdeki oyları çalıyorlar” iddiasıyla belediye görevlilerinin üzerine yürüdüler. CHP’liler ile görevlilerin kavgasına polis müdahale etti. Araçtan çıkarılan oy çuvalları yerlerde sürüklenirken, küfürler havada uçuştu. Güvenlik güçlerinin araya girmesiyle sürüklenen üç oy çuvalı Seçim Kurulu binasına götürüldü.

Bu arada Çankaya ilçesine bağlı Dikmen semtinde, bir ilköğretim okulundan elektriklerin kesilmesiyle birlikte beraberinde 3 kişiyle birlikte çuvala doldurulan seçmen oylarını çalmaya kalkışan 3 kişi, CHP’liler tarafından yakalanarak linç edilmek istendi. Yumruk ve tekmelerle saldırıya uğrayan kişiyi polis ekipleri zor kurtardı. Partililer, konutlar yerine sayım yapılan okullardaki elektrik kesintisinin, oy pusulalarının değiştirilmek istenmesinden kaynaklandığını öne sürdü

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11320163.asp?gid=229

28/03/2009

Seçmenin Nabzı Atanı Var Olmayanı Var

Filed under: akp — yeterartikwp @ 03:19

Kıymet Nadir Bindebir’den alıntı:

Yedi yillik Akepe iktidari sirasinda, genel secimdi yerel secimdi derken
ogrendik. Akepe’ye oy veren  secmen  ikiye ayriliyor: Nabzi atanlar ve bir
nabzi olmayanlar.

Nabzi atanlar makarna, bulgur yiyor, kukurtlu komur yakiyor, ev, apartman,
gecekondu vs. konutlarda oturuyorlar. Fiziken ve ruhen oradalar. Nufuslari 8
milyon kadar.

Nabzi atmayan Akepe secmeni  ise kendi arasinda ikiye ayriliyor:

Birinci grup kumes, bitmemis insaat, bos arazi, mezarlik gibi yerlerde
ikamet edenler (ki bunlar ruhani varliklar. Yemesi, icmesi, komur derdi
yok).

Ikinci grup aslinda iki kisinin yasadigi hanelere 9-10 ilave isimle kayitli
olup, fiziken baska bir adreste ama ruhen o hanede yasayan kisiler.  O hane
kayitlarina istinaden, sandikta bunlarin ruhlari oy kullanacak.

2007 Genel secimlerine surekli  inen-cikan nufus ve  secmen sayisiyla
girmistik, Mart yerel secimlerine de 6 milyon hayaletle giriyoruz.

2009 yilinda isin hos, guzel ve uygar (!) yonu,  bu sefer nabzi atmayan
secmen sayisini kesin biliyor olmamiz. 6 milyon. Nokta.

2009’da, Akepe’nin ‘secmen rizasi uretme’ yontemlerinde bir ‘uygar’ hareket
daha goruyoruz:
2007’de 40-50 bin kisinin nufus kayitlari olan muhtarlik bilgisayarlari
secim oncesinde calinirken, bu yil calinan bilgisayar yok. Uygar (!) bir
sekilde, Secimden bir ay evvel muhtarliklara Akepe tarafindan ‘hediye
edilen’ bilgisayarlar var.

Artik hard disklerinde ne bilgilerle teslim edilmistir, nabzi atmayan secmen
listeleri de kayitli midir ben bilmez muhtar bilir!

Sadece iki partinin ya da guclu iki partinin girdigi secimlerde kararsiz
sayisi artar. O sebepten, reklamla, propagandayla oy kullanmaya ikna edilen
secmen orani yuzde 1-2 dahi olsa sonuclara onemli olcude etki eder.

(Vurulmus o kayisi topugundan uzanmis yatiyormussun.  Osman bak bu
soyleyeceklerimi  sen de dinle! Yattigin yerden dinle!..Seni de
ilgilendiriyor.)

Nabzi atan Akepe secmeninin buyuk bir kismi Israil Gazze’yi bombaladiginda
gozunden kanli yaslar akitip, hislenmis idi. Meydanlarda “Israil cocuklari,
sivilleri olduruyor. Acliktan, susuzluktan, ilacsizliktan olduruyor “ diye
galeyana gelmis idi.  Filistinli’ye hayat hakki taninmamasi cileden
cikartmis idi ehl-i muselmâni. Oyle mi?

‘Siyasi parti’ denilen laiklik karsiti odaklar, cokuluslu, nitelikli
dolandiricilik sirketleri de olduruyor insanlari.

-Dun intihar eden vatandasla birlikte, borcunu odeyemeyip mallari
haczedilen, isyerini kapatmak zorunda kalip acliga mahkum edilen, ‘hamdolsun
teget ekonomisi’ kurbanlari 46’ya yukseldi. 46 olum buradan…

-Bir ‘gay’ hahamla birkac kimligi gizli PKK iftir…pardon itirafcisinin
ifadeleriyle, ne ile suclandigini bilemeden olen, cenazesini belediyenin
kaldirdigi ‘orgut kasasi’ (!) sayisi: 1

Suclamalari onuruna yediremediginden intihar  eden Ozel harekat Daire
Baskani sayisi: 1

Suclamalari onuruna yediremediginden intihar  eden emekli subay sayisi: 1

Bitkisel hayatta yasayan (!) emekli subay sayisi: 1

Israil’e neden cok kizmisti ehl-i muselman?  ‘Acliktan, susuzluktan,
ilacsizliktan insan olduruyor ‘ diye…’Musluman’a hayat hakki tanimiyor’
diye.

Su yukarida saydigim oluler Budist miydi? Bunlara hayat hakki taninmis
miydi?

(Osman kayisi topuguna kurban! Dalga gecme, dinle bak!)

Acliga, ilacsizliga bir sonraki yazida girelim, simdi sirf Ankara’ya, sirf
havaya suya bakalim.

-Melih’in Ankara’ya icirdigi su hakkinda bilim insanlari sayfalarca raporlar
yazdilar:

(Yattigin yerden okuyor musun Osman?)

“Kizilirmak suyunda demir, mangan, kursun, cinko, kadmiyum, krom vardir.
Arsenik miktari Dunya Saglik Orgutu standartlarinin cok uzerindedir” ,
“Sertligi, sulfat klorur degeri cok yuksektir” dediler.
Tip insanlari “Birkac yil icinde Ankara’da kanserden olumlerde patlama
yasanacak. Sudaki agir metaller yuzunden , 4 bucuk milyon Ankara’li bobrek,
mesane, akciger, karaciger kanseri riski altinda “ dediler.

Melih “ToksIk diyen serrreffsizdirr!” dedi, parayi belediye sirketlerine,
zehirli suyu Ankara sebekesine pompalamaya devam etti.

Dagittigi ucuz komur Ankara’da oksijeni tuketti.  Agir hava kirliligi
gunlerinde “Yaslilar ve cocuklar sokaga cikmasin” demeyi ‘halka hizmet,
halki bilgilendirme’ olarak sundular.

Burada Melih’in guvendigi husus; Turkiye’de kayitlarin dogru tutulmuyor ve
iktidarin  istatistik rakamlarla da istedigi gibi oynayabiliyor olmasidir.
2013 yilinda hickimsenin ‘Kizilirmak suyundan once ve sonra kanserden olen
Ankarali  sayisinin nufusa orani’  gibi karsilastirmali bir bilgiye
ulasamayacagini bilmesidir.

Fakat, Gazze’deki Filistinli’nin olumune kanli gozyasi doken Akepe
secmenini  cok yakinda baslayacak olan bu olumler ilgilendirmiyor gorunuyor.
Akepe de,  toplu olumler oldugunda ya halktan gizleyebilecegine inaniyor, ya
da “Biz uc bes seneye kadar  coktan yurtdisina kacmis oluruz” diye
dusunuyor.

Agir metalli su 1/100 oraninda kansere neden olsa Ankara’da  45.000 olum
eder.  Hadi de dayanikli ciktik, 1/1000 oraninda kansere yakalandik. 4500 –
5000 kisi eder. Kac Filistinli’nin olumune agliyordu ehl-i muselman? 1300 du
degil mi?

‘Takdir-i Melih, takdir-i Akepe belediyecilik anlayisi’ sonucu bu olumleri
takdir-i ilahi diye karsilayacak (nabzi atan) Akepe secmeni, bu secimlerde
de ozellikle Ankara ve Istanbul’da Akepe’yi desteklerlerse;

Bes yasindaki cocuklar, gunde uc paket sigara icmis gibi hasarli
akcigerlerinde kanserle,

burunlarinda solunum cihaziyla hayata tutunmaya calisirken,

15-20 yasinda gencecik insanlar hic haketmedikleri kanser turlerine
yakalanip kemoterapiden saclari dokulup parmaklarini oynatamaz hale
geldiklerinde,

Her ailede en az bir kisinin kanser tedavisi gordugu (yeni Saglik Yasasi’yla
parasi olmayana tedavi de olmayacak) yakin gelecekte, Akepe’nin saklayacagi,
sadece muhalif medyada  yayinlanacak olan toplu olum listelerine baksinlar.

Ve “2008 yilinda Israil Filistin’de kac kisiyi oldurmustu de biz meydanlari
doldurup protesto etmistik”,
“Akepe bu millete Israil’in Filistinli’ye ettiginden daha mi az etti” diye
takkeyi one koyup dusunsunler.
Zehir ‘yandas-muhalif’ , cocuk- yasli ayird etmeyecek.

Akepe’nin Turk insanina kopek olusunden daha az deger bictigi bu duzenin
devam etmesini isteyenler oy vermek icin kulubeye girdiklerinde
vicdanlariyla basbasa kalacaklar.

Ya kundaktaki bebeyi, cocuklarini, havayla, suyla kanser edecek  ve hatta
susuzluktan oldurecek olanlara (Nisan’dan itibaren  gollerimiz,
akarsularimiz yabanci sirketlerin kontroluna gectiginde, 1 litre icme suyuna
5 Dolar odediklerinde anlayacaklar ne dedigimi. Recep Bey’in suyun
kirlendigini yeni anlamasi (!) satisa on hazirlik),

Yaptiklari hirsizliklar  goze kucuk gorunsun diye paradan alti sifir
atanlara (trilyon Liralik hirsizliklar milyon oldu haliyle),

Israil’den oduller, nisanlar alip  MOSSAD’in has adamlariyla toplantilar
duzenleyenlere, Israil’den hic bir farki olmadigi gibi Israil’le kanka
olanlara, Akepe’den sonraki donemde ‘nitelikli dolandiricilik’tan
yargilanacak  olan adaylara verecekler oylarini,

ya da (Sayin Kilicdaroglu bin yasasin) hergun milyarlarca Liralik bir baska
soygunu ortaya dokulen Akepe’li adaylar karsisindaki en guclu adaya…

Bu secimlerden sonra Turkiye yeniden sekillenecek.

Ya tarlamizi ekmek icin cok uluslu sirketin sattigi soyu kesIk tohumu
kullanip kanserojen urunu yiyecegiz…

Kanserojen, agir metalli sulari icmeye, cigerlerimize kukurt solumaya  devam
edecegiz,
Tarlamizi sulamak icin yabanci sirketlerden izin alacagiz,

Pakistan’lilar gibi bir gunluk kazancimizi gavurun siseledigi bir litre
temiz suya verecegiz,
Aclik, kitlik cekecegiz, kendi topragimizda yabancinin marabasi, kolesi
olacagiz, 8’e 23’e 33’e bolunecegiz,

Seyahat acentalarinin, subyanci turistlere cocuklarimiza tecavuz turlari
duzenledikleri  bir ulke haline gelecegiz,

ya da bu nitelikli dolandiricilardan kurtulmaya baslayip  cakmakciliktan
gelme asfalt uzmanlarina (!) odenen  trilyon Liralar halkin daha saglikli,
temiz, rahat, insanca  yasamasi icin kullanilacak.

Akepe’ye oy vermeye niyetli  insanlar; evlatlarinin, sevdiklerinin yuzune
bakip, oy verme kabinine girdiklerinde, vicdanlariyla basbasa kaldiklarinda
bir kez daha dusunsunler.  Israil’i kac kisiyi oldurdugu  icin kinamis,
uzulmuslerdi, Akepe kac milyon insana hayat hakki tanimiyor, kac milyon Turk
vatandasini ayni anda zehirliyor bir akillarina getirsinler.

(Kayisi topuguna kurban Genc Osman! Bil ki senin dogmamis cocugunun haklari
icin de debeleniyoruz burada!)

Organize İşler

Filed under: akp,ergenekon — yeterartikwp @ 00:54

Hikmet Çetinkaya’nın yazısı:

Vurgun ve soygun sizler için organize işler…

Zimmete mangır geçirme, evrakta sahtecilik.

Uğur Dündara, Mehmet Ali Biranda gözdağı vermek.

Allah rızası için saf Müslümanları soyup soğana çevirmek.

Çocuklara şirket kurmak, gemicik almak, mısır patlatmak.

Yandaşları koruyup kollamak.

2B Yasasıyla Hazine ve orman alanlarını yağmalamak.

Organize işler!

Dokunulmazlık zırhıyla caka satmak, yargıdan kaçmak…

Naylon fatura düzenleyenleri baş tacı yapmak.

Almanyada paraları tırtıklarken yakalanıp, 42 milyon Avroyu yutmak.

İslam ideolojisini, demokrasi ve özgürlük olarak maskeleyip, Güneydoğuda Hizbullaha ve Fethullahçılara sığınmak, DTPyi kündeye getirmek.

Özgür bireye karşı durmak, yurtseverleri darbe yandaşıdiye suçlamak…

Organize işler!

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını, Frankfurt Havaalanında THY uçağından inerken Alman po- lislerin köpeklerle kontrol etmelerine ses çıkarmamak.

Yurttaşların itilip kakılmasına, Türkiyeyi üçüncü dünya ülkesi olarak görenlere efelenmemek.

İmamları bürokrasinin önemli noktalarına getirmek.

Yalaka gazetecileri baştacı etmek.

Aydınlık Türkiye için gecesini gündüzüne katan bilim insanlarının yerine, cami avlusundan topladıkları müezzinleri bilim kurullarına getirmek.

Organize işler!

***

Yandaş medya yaratmak, özel hastane kurmak, tarikat şeyhlerine boyun eğmek.

Rüşvete, yolsuzluğa göz yummak.

Naylon fatura kesmek, milletvekili seçilip yargıdan kaçmak.

Bekir Coşkuna kızıp, Bunlar köpekleriyle yatıp kalkarlardemek…

Ardından İzmirde köpek maması dağıtarak pişkinlik yapmak.

Organize işler!

Güdümlü medyayı koruyup kollamak.

Kendisini eleştiren gazetecilerin üzerine kırmızı kalemle çizik atıp feleğini şaşırtmak.

Ahmet Taner Kışlalıyı, Gümüşhane Barosu Başkanı Ali Gündayı, Danıştay üyelerini tetikçilere hedef gösteren gazetenin yazarlarını Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ANAuçağında ağırlamak…

Organize işler!

Muhalefet yapan medyayı sindirip susturmak için maliye müfettişlerini üzerlerine salmak.

Alanlarda, Bu gazeteleri okumayın, okutmayındemek.

Cumhuriyeti susturmak!

Özgür bireyin yerine kendisine biateden kul yaratmak.

Yargıyı sindirmek!

Almanya Deniz Feneri e.Vnin Türkiye ayağı soruşturmasında yayın yasağı koymak!..

Hepsi organize işler!

Seçim öncesi Hükümet biziz, AKPli adayı seçin, yoksa hizmet gelmezdiyen.

Demokrasiden ve özgürlüklerden söz eden..

Irakın işgaline göz yuman.. Gazzede katliama şaşı bakan..

Evet siz, sizler!

Onlara yandaşlık eden, televizyonlardan parsayı toplayan yandaşlar..

Yarın torunlarınıza ne diyeceksiniz?..

Demokrasi ve özgürlükler elinizde birer oyuncak gibi.

Hepiniz birer fırdöndü!

Hacıyatmaz…

Sizde utanmak yok, sıkılmak yok!

Ara sıra aynaya bir baksanız.

***

Demokrasi ve özgürlükler bizim için bir yaşam biçimidir, bunu aklınızın bir köşesine yazın.

Sakın unutmayın!

Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kanlarıyla, canlarıyla kuruldu.

Türkiye mollaların, tarikat şeyhlerinin değildir.. Burası, binlerce yıllık tarihin ve kültürün boy verdiği topraklardır.

İslam ideolojisine laik demokratik Türkiye Cumhuriyetinde yer yoktur!

Sesimize kulak verin!

Koylarımızı, büklerimizi Arap şeyhlerine sattınız… Dağlarımızı, ovalarımızı çokuluslu altın avcılarına teslim ettiniz.

Türkiye bir soygun, vurgun cenneti değildir!

Hem rüşvete, talana, hem asker-sivil darbelere, hem hukukun üstünlüğü ilkesini çiğneyenlere karşı demokratik mücadelemiz sürecek!

Demokratik tepkimiz durmayacak, artacak!

Sinmeyiz, sindiremezsiniz.

Bıkmadan, usanmadan yaptıklarınızı yazacağız, söyleyeceğiz.

Bizi yıldıramazsınız…

http://www.ilk-kursun.com/2009/03/organize-isler/

26/03/2009

Uğur Dündar’a Bile Dil Uzatabilenler

Filed under: akp — yeterartikwp @ 13:47
Tags:

Yılmaz Özdil‘den alıntıdır:

Türkiye tercihini yapacak

Organ mafyasıyla mücadelesinden ötürü, merkezi Washington’da bulunan Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu tarafından “başarı ödülü”ne layık görüldü.

*

Emlakbank hortumcusu “prens” Engin Civan’ın İsviçre’deki gizli rüşvet hesabını ortaya çıkardığı için, amiral gemisi Hürriyet’e “Bravo Gazeteci” diye 9 sütuna manşet olabilen tek kişi.

*

“Cumhurbaşkanı’nın yeğenidir, neme lazım, birader, başıma bi şey gelir” demedi, Murat Demirel’in Cayman Adaları’ndaki gizli hesabını ortaya çıkardı; milletin parasını bulduğu için TMSF’den “teşekkür plaketi” aldı.

*

Şimdi “mangal yürekli rolü yapan” arkadaşların “fasa fiso” dediği dönemde, Susurluk’un üstüne gittiği için, “siyasetçiler” tarafından hakkında “ölüm fermanı” çıkarıldı.

*

Enerji yolsuzluğunu deştiği için, yine “siyasetçiler” tarafından meslekten attırılmaya, yok edilmeye çalışıldı.

*

Çanakkale Şehitler Abidesi’nin tamamlanmasını, şehitliklerimizin ihyasını, Çanakkale ormanlarının yeniden yeşermesini “kendine dert edindiği için” Kültür Bakanlığı tarafından “hizmet ve onur ödülü”ne layık görüldü.

*

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, çocuklarımızın geleceğine katkılarından ötürü “şükran plaketi” verdi…

Engelli çocuklarımıza özel eğitim merkezi açılmasına katkılarından ötürü, “teşekkür beratı” aldı.

*

Gıda teröristleriyle adeta tek başına savaştığı için, teşekkür beratı almadığı Sağlık Bakanı kalmadı… Halk sağlığına katkılarından ötürü, tabip odalarından, diyetisyenler derneğinden, veteriner hekimleri derneğinden, diş hekimleri odalarından, Türkiye Gıda Güvenliği Derneği’nden sayısız ödüller aldı.

Bugün bu ülkede tek tük sağlıklı gıda tüketebiliyorsak, bunu ona borçluyuz…

*

Turizme katkılarından ötürü, tarıma katkılarından ötürü, denizciliğe katkılarından ötürü, şehirciliğe katkılarından ötürü sayısız ödül aldı. Türk sporuna katkılarından ötürü ödüller aldı.

Fenerbahçe yöneticisi olduğu halde, adalet terazisi şaşmadığı için, Galatasaray Üniversitesi öğrencileri tarafından “büyük ödül”e layık görüldü.

*

Onlarca üniversite, yüzlerce lise tarafından defalarca “yılın gazetecisi, yılın televizyoncusu, yılın habercisi, yılın anchormani” seçildi.

*

40 yıl… 2 bin küsur ödül.

*

En son, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’ne 10 trilyon lira yardım topladığı için “onur ödülü” aldı…

Bağımsız sivil toplum kuruluşlarının anketlerinde, yıllardır, hep, “en güvenilir kişi” çıktı.

*

Uğur Dündar o.

*

Melih Gökçek’in “Türkiye’yi ona dar edeceğim” dediği Uğur Dündar…

*

Haklı aslında.

Türkiye Uğur Dündar’a dar edilmeli ki, Melih Gökçek gibilerine bol gelsin!

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.